Loading...

6 Kasım 2010 Cumartesi

BİRLİKTE DİRENDİK, BİRLİKTE KAZANDIK ÇADIRIMI DA BİRLİKTE KALDIRMAYA DAVET EDİYORUM


BİRLİKTE DİRENDİK, BİRLİKTE KAZANDIK
ÇADIRIMI DA BİRLİKTE KALDIRMAYA DAVET EDİYORUM

118 gündür devam eden direnişim ve 7 gündür sürdürdüğüm açlık grevime, işime geri döndüğüm için son verdim.
118 gündür gece-gündüz çadırdaydım. Çadırım, direnişimin simgesiydi. İşimi kazandığım için çadırımı kaldırıyorum.
Birlikte direndik, birlikte kazandık ve bunun için beni direnişim boyunca yalnız bırakmayan, desteklerini esirgemeyen herkesi çadırımı birlikte kaldırmaya davet ediyorum.

Tarih: 6 Kasım 2010-Cumartesi
Saat: 11:00
Yer: Paşabahçe Devlet Hastanesi Direniş Çadırı

Paşabahçe Devlet Hastanesi Temizlik İşçisi
Türkan Albayrak

0530 777 68 79
pasabahcedirenisi.blogspot.com


EKMEĞİM, ONURUM, İŞİM İÇİN DİRENDİM, BİRLİKTE KAZANDIK!


EKMEĞİM, ONURUM, İŞİM İÇİN DİRENDİM,
BİRLİKTE KAZANDIK!

118 gündür devam eden direnişim ve 7 gündür sürdürdüğüm açlık grevime, işime geri döndüğüm için son veriyorum.
Direnişe başlamam, Paşabahçe Devlet Hastanesi’nde taşeron firma tarafından işten atılmamla başladı. Ben, haksız yere, sendikalı olmak istediğim için, emeğimin karşılığını almak istediğim için işten atılmıştım.
Bu benim, sendikalı olmak için ilk işten atılmam değildir. Daha önce çalıştığım Türk Telekom’dan da bu sebeple işten atılmıştım. Davam sonucunda işe geri alındım ama Sarıyer’de oturmama rağmen Paşabahçe Devlet Hastanesi’ne sürgün edildim. Amaçları beni yıldırmak ve pes ettirmekti. Ama ben 5 yıl boyunca Sarıyer’den Paşabahçe’ye gidip-geldim.
118 gün boyunca, direnişi gece-gündüz hastane bahçesinde kurduğum çadırda sürdürdüm. “İşim ve onurum için direniyorum, işe geri dönebilmek için her şeyi yaptım” dedim. “Tek çarem bedenimi açlığa yatırmak” diyerek, 29 Ekim’de açlık grevine başladım. Direnişe destek, bu açlık greviyle ikiye katlandı. 118 gündür sesimi duymayan yetkililer, açlık grevimin 7. gününde beni duymak zorunda kaldılar.
Sağlık Bakanlığı yetkilileri bu duruma kayıtsız kalamadılar. Biliyorum ki, üzüldükleri için değil, olacaklardan korktukları için çadırıma gelip iş teklif ettiler. Evime yakın Sarıyer Toplum Sağlığı Merkezi’nde işin hazır dediler. Ben de kabul ettim.
Ben, Paşabahçe Devlet Hastanesi’ne sürgün gelmiştim. Bu koşullarda orada işe başlamak, bu direnişin kazanımıdır. Direndim, kazandım. İşim, onurum, ekmeğim için direndim, birlikte kazandık. Bu direnişin bana öğrettiği çok şey oldu… Haksızlığa karşı boyun eğmemek ve direnmek gerektiği ve dayanışmanın ne kadar büyük bir güç olduğudur.  Halkın her kesiminden; gencinden yaşlısına, işçisinden işsizine, kadınından erkeğine, sanatçısından ev hanımına, öğrencisinden memuruna, emeklisine, yazarından çizerine kadar herkesin verdiği büyük destek, dayanışma ve gösterdikleri duyarlılıkla, bu direniş zaferle sonuçlandı. Ortak soruna karşı birlikte mücadele verildiğinde, kazanamayacağımız hiçbir şeyin olmadığını gördüm. Tek başına olmak önemli değil, önemli olanın birlikte, örgütlü bir şekilde mücadele etmek olduğunu öğrendim direnişle. Bana karşı polis, zabıta, hakim yani devlet, topyekun saldırıya geçmişti. Ama bu saldırıyı yine biz topyekun püskürttük. Saldıran kim olursa olsun, kazananlar direnenler, kaybedenlerse onlar olacaktır. Bugün bunu bir kez daha görüyoruz.
Ben bu direnişimle; halkıma, işçi kardeşlerime, direnerek kazanılacağını gösterdim. Direnenlerin yalnız kalmayacaklarını gösterdim.
İşe geri dönmekle, mücadeleden vazgeçmiyorum. Taşeronlaştırmaya, güvencesiz çalıştırmaya, sendikasızlaştırmaya ve örgütsüzlüğe karşı mücadelem devam edecek.
Direniş çadırına desteklerini hiç esirgemeyen sanatçılara, yazarlar, aydınlara, gazetecilere, demokratik kitle örgütlerine, sendikacılara, devrimcilere,  telefonumu arayanlara, mesaj yollayanlara, işe geri dönmem için tek tek imza verenlere, hücrede, tecritte yalnız olup ama beni mektupları ile yalnız bırakmayan özgür tutsaklara, uzaklardan yüreğiyle destekleyenlere,  maçlarda pankart açanlara, bana maddi-manevi destek sunan herkese ve Paşabahçe-Beykoz halkına teşekkür ediyorum…
İşte böylesi bir güç, direnişi zaferle taçlandırdı.
4 Kasım 2010
TÜRKAN ALBAYRAK
TEMİZLİK İŞÇİSİ

Paşabahçe Devlet Hastanesi Temizlik İşçisi
Türkan Albayrak

0530 777 68 79
pasabahcedirenisi.blogspot.com

3 Kasım 2010 Çarşamba

DİRENİŞİN 115. AÇLIK GREVİ'NİN 4. GÜNÜ..

DİRENİŞİN 115. AÇLIK GREVİ'NİN 4. GÜNÜ..

Direnişin 115. açlık grevinin 4. günü. Değişen birşey yok, Kasım'ın ilk gününün güneşli olması dışında. Sabah kalkınca gayet dincim. Direnmenin verdiği bir dinçlik olmalı. Sabah erkenden TAYADl'ılar açlık grevine destek için geldiler, 5 kişiler. TAYAD'lı kadınlar hapishaneden telefon bekliyorlar nasıl heyecanlılar bu anlatılmaz görmek yaşamak gerekir. Öğleden önce Mehmet Akdemir'le görüştüler, öğleden sonra Adana Karataş hapishanesinden Gülay Efendioğlu, Besime Duru'yla kanuştular. Ben de konuştum onlarla. Sesleri nasıl sevinçli ve sıcak demezsin yıllardır tutsaklar. Gülay ve Besime Güler Zere'nin birlikte yattığı arkadaşları onların yanından hastaneye gitmiş Güler.

Gazi mahallesinden 4 kişi geldi açlık grevine destek için. Direniş çadırı öyle kalabalık ki deymeyin keyfime.

Mektuplar geldi özgür tutsaklardan. 1 nolu F tipinden Gökhan Sarıtoprak'tan "Umutla-dirençle kal " diyor ve Nazım Hikmet'in çok uzaklardan şiirini göndermiş direniş çadırına. Diğeri Hakan Özek'ten 2 nolu F tipi Tekirdağ'dan. Hakan "Güneş balçıkla sıvanmaz" demiş, "açlığı katık ettiğini televizyondan öğrendik "diyor. Diğer mektup akşam geldi. Kandıra özgür tutsaklardan Ali Ekber Kalender, Özgür Boyraz, Yılmaz, Celal Orhan , Sezgin Dereli, Zeynel Şişe mektuplarıyla birlikte bayram kartı ve kitap ayracı göndermişler. Ayracın üstünde Ümit İlter'den bir söz "Meydanlarda büyüyorsa umut, hayatin taaruz vakti gelmiştir." Mektubun üstündeki resmi, kartı ve sizlere göstermeyi çok isterdim o yaratıcılık başka biryerde yoktur.

Tekel işçileri ziyarete geldi. Ellerinde çiçekleri ve yüzlerindeki mutlulukla. Onları görünce Ankara'da yazdıkları tarihi tekrar hatırlayıp onlarla paylaşıyorum duygularımı düşünceletimi. Tekel işçisi birşey kazanmadı değil. bundan sonra direnişteki işçilere hakını almadan geri dönmemelerini öğretti. Sarı sendikacılara güvenmemeyi öğretti. Tek Gıda -İş Sendikası'nın önünde direnirken işçinin giremediği sendikaya, sendikacılarında rahat rahat girmemesini sağlıyorlar. Sarı sendikacılara bu ülkede size yer yok diyorlar.

Gündüz tansiyonumu ölçütüremedim hastanede talimat verilmiş olmalı. Eczaneye gitmek zorunda kaldım. 13/9 'du.

Acile girince kaçanlar var benden, saygıyla bakan, acıyarak bakan, başından beri selamını kesmeyenler var. En komiği çalışırkan can ciğer olanlar, şimdi vabalıymışım gibi kaçanları görünce gülmemek için zor tutuyorum kendimi benden mi kaçıyorlar kendilerinden mi?

Akşamı destek açlık grevine gelenlerle süreci konuştuk. Bu süreçte herkese düşen görevleri konuştuk ve günü bitirdik.



Paşabahçe Devlet Hastanesi Temizlik İşçisi

Türkan Albayrak

0530 777 68 79

pasabahcedirenisi.blogspot.com

1 Kasım 2010 Pazartesi

DİRENİŞİN 114. GÜNÜ- AÇLIK GREVİNİN 3. GÜNÜ


            DİRENİŞİN 114. GÜNÜ- AÇLIK GREVİNİN 3. GÜNÜ 
      Düşündüğüm kadar zor olmadı. Bu üç gün gayet iyi gidiyor. Yemek saatlerinde mideme kramplar giriyor sonra geçiyor. Biraz tansiyonum yükseldi sonra normale döndü. Genel halim iyi , moralim hiç olmadığı kadar yüksek.
      Sabahın dördünde Zonguldak'tan gelen misafirlerimiz vardı. Tüyap kitap fuarına gelmişler. Önce bana uğramışlar. Üç saat uyanmamı beklemişler. Bana Zonguldak'ın simgesi madenci heykeli getirmişler. Hemen onlardan sonra kitaplarını fuarda imzalatmak için İzmir'den gelen Ahmet Büke ve arkadaşı jeoloji mühendisi olan Hediye Yücel İnceoğlu uğradı. Emekli-Sen Beyoğlu şubesi , Yar Yayınlarının sahibi ve çevirmeni.Ankara'dan Toplumcu Gerçekçi Belgesel Fotoğraf Atölyesi üyeleri fotoğrafçı, şair Mehmet Özer, fotoğrafçı Türkan Namlulu ziyaret etti. Beykoz halkı, İstanbul'un her yanından halkın ziyaretleri sürdü. Telefonlar , mesajlar gün boyu devam etti.
      Akşam oldu yine değişen bir şey yok. Biraz tansiyonum yükselmiş  ama açlık grevi iyi gidiyor.

SAĞLIK İŞ GENEL BAŞKANI MUSTAFA BAŞOĞLU’NA MEKTUP


SAĞLIK İŞ GENEL BAŞKANI MUSTAFA BAŞOĞLU’NA MEKTUP
Beni ziyaret etmek istediğiniz haberini göndermişsiniz.
Gelebilirsiniz.
Ama sizi çiçekle karşılamayacağımı da bilmelisiniz. Çünkü beni yalnız bıraktınız. Korktunuz ve beni sattınız. Kendi çıkarlarınız için sendikalaşmak isteyen bir işçiye sahip çıkmadınız.
Evet, buna rağmen gelebilirsiniz.
Ama ÖZELEŞTİRİ YAPACAKSANIZ gelin.
O zaman çadırım size açıktır.
Ben aylardır bu çadırdayım. Aylardır işsizim. Emeğim benim onurumdur. Emeğimden başka da bir şeyim yoktur zaten. Siz benden onun çalınmasına sessiz kaldınız. Ortak oldunuz.
Bu yüzden; dostum olmadığınız kesindir. Ve işte bu yüzden özeleştiri verecekseniz gelin diyorum. Başka türlü iki kelime edebilmemiz mümkün değildir.
Emeğine, onuruna sahip çıkan bir işçi olarak alnım ak, başım diktir. Ve bu yüzdendir ki, herkesle her zeminde konuşabilir, tartışabilirim.
Eşimin, çocuklarımın önünde benimle tartışabilecekseniz gelin; özeleştirinizi onların da duymasını isterim.
Basının önünde benimle tartışabilecekseniz gelin.
Ben, sizinle tartışabileceğime eminim, kendime güveniyorum. Çünkü ben haklıyım bu davada. Siz haksızsınız. Siz bu nedenle özeleştiri yapmalısınız. Ailemin, arkadaşlarımın ve basının önünde yapmalısınız bu özeleştiriyi. Çünkü bu sadece sizle benim aramızda bir sorun olmaktan çıktı çoktan.
Eğer özeleştiri yapacak cesareti gösterecekseniz, bu özeleştiriyi gerçekten herkes duymalı, bilmeli. Ders olmalı tüm sendikacılara.
Sonuç olarak, bu koşulla direniş çadırıma bekliyorum sizi.
TÜRKAN ALBAYRAK
PAŞABAHÇE DEVLET HASTAHANESİ TEMİZLİK İŞÇİSİ