9 Eylül 2010 Perşembe

BAYRAM MESAJI

Tüm dostların bayramı kutlu olsun;

Evimden ve ailemden uzakta geçireceğim bir bayram, bu bayram.
Bu bayram kapımı çalan ocuklara şeker tutamayacağım. Büyüklerimi ziyaret edemeyeceğim. Sevdiklerimle beraber olamayacağım.
Ben işime geri dönmek için kurduğum direniş çadırında geçireceğim bu bayramı.  Daha güzel bayramlar görebilelim diye direniş çadırındayım…
Bayramda sizleri bekliyorum direniş çadırına ve bayramınızı direniş çadırından kutluyorum.
Sevgi ve selamlarımla…
Paşabahçe Devlet Hastanesi Temizlik İşçisi
Türkan Albayrak
0530 777 68 79


DİRENİŞTE 2 AY

DİRENİŞİN 60.GÜNÜ

Zaman kavramı yok artık benim için, günler 6 gün gibi geçti sanki. İki ay inanamıyorum… Bugün yağmura karşı düzenlenmiş çadırımda uyandım. Akşam nöbet tutan 1 Mayıs’ın gençleriyle, Hatay’dan gelen peynir ve zeytinin de olduğu nefis bir kahvaltı yaptık. Hatay’dan peyniri-zeytini gönderene teşekkürler…
Bugün UPS işçileri buradaydı. Sloganlarını caddeden haykırarak geldiler. “Sendikal hakkımız engellenemez!” diyorlardı. UPS işçileri dört ayı geçkindir direniyorlar, işveren onları da görmezden gelirken tüm dünyada UPS işçileri onların haklı davası için eylem yapıyor, dünya duyuyor, duyması gerekenler duymuyor(!)… Onları kıskandım, üyesi oldukları sendika yanlarında, TÜMTİS İstanbul Şube Sekreteri Ali Rıza Atik’le beraber geldiler.
Saat 12 olmadan DİSK Başkanlar Kurulu gelecek diye, basın gelmeye başladı. DİSK üç yöneticisiyle geldi, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, DİSK Genel Başkan Yardımcısı Ali Cancı, DİSK Genel Başkan Yardımcısı İsmail Yurtsever.
 CNN Türk de canlı yayındaydı. Tayfun Görgün bir açıklama yaptı CNN’de. Benim de ikinci kez canlı yayında direnişi anlatmamdı. UPS işçileriyle birlikte canlı yayındaydık. DİSK’in genel sekreteri Tayfun Görgün, gelmekte geç kaldıklarını, bundan sonra yanımda olacaklarını, her türlü ihtiyacımda arayabileceğimi, bu ayın 13’ünden itibaren taşeronlaşmaya karşı olarak bir kampanya başlatacaklarını söyledi. Bu direnişi sahiplendiği için DİSK’e teşekkürler….
Dört duvar arasından ikinci mektubu geldi Emrah Yayla’nın. Mektubumu almış, cevap yazmış bana. O kadar övüyor ki direnişi, utanıyorum, onların yaptıklarının yanında benim yaptığım bir nokta bile olmaz. Mektupların beni çok mutlu ediyor Emrah, uzaktan bir yakınım gelmiş gibi. Hiç tanışmasak da en yakınım gibi…
Akşam oldu 60.Gün bitiyor. Hastanede çalışan işçi kızlardan birisi bu akşam “Ben Ak partiliyim Türkan Abla, solcu olan kimseyi sevmezdim, bize, solcular din düşmanı diye anlatılır ama ben seni seviyorum, sen olduğun için solcuları da seviyorum.” dedi. Bunu duymak yeter direnmek için, DİRENİŞE DEVAM !






DİRENİŞİN 59.GÜNÜ

 Sabah çok erken kalktım. Yağmur ıslatmış yattığım yeri, çadır yanlardan su çekmiş. Baktım nöbetçiler çay demlemiş, kamelyanın altında çay içip ısındım. Gün ışıyınca topladık battaniyeleri yorganı, yıkamaya verdik. Güzelce de kurutmuşlar. Mis gibi kokuyor, yattığım yorgan battaniye.
Eşimin eli ağrıyormuş, ortopediye götürdüm onu. Bir şeyi yokmuş, ağrı kesiciyle hallettik hastalığını.
Çadırı yağmura karşı korumaya yarayacak işlemler yaptık.  Altına, çadırın genişliğinde tahtadan yükselti yaptılar, üstüne naylon örtecekler. Deneme yanılmayla öğreniyoruz. Kışın nasıl yaşanır direniş çadırında, bunun çalışmalarını yapıyoruz.
Bugün bir mektup daha aldım cezaevinden, bu kez memleketim olan Trabzon'dan. Grup Yorum'un üyelerinden Muharrem Cengiz'den. Şöyle diyor Muharrem: " Gözleri kör olanlar kulakları sağır olanlar bile bu haklı mücadelemizi kabullenmek zorunda kaldılar. " Bu günün en güzel olayıydı bu mektup, haftaya güzel başlamış oldum.
Akşam oldu. Bugün de çadırımızda yeniden düzenlendi. Direnişe devam "su" almayan çadırda...

6 Eylül 2010 Pazartesi

AKŞAM GAZETESİ YAZARI ÖZLEM ÇELİKİN KÖŞE YAZISI

Özlem Çelik
ozlem.celik@aksam.com.tr

akşam gazetesi yazarı özlem çelik köşesinde
türkan albayrakın direnişine dair şöyle dedi

"Bir kadının direnişi
Türkan Albayrak...
Beykoz-Paşabahçe Devlet Hastanesi'nin önünde çadır kurdu, 
58 gündür o çadırda yatıp kalkıyor.
Taşeron bir firmada temizlik işçisiydi, sendikalı olmak istedi.
İşveren, asgari ücretle çalıştırdığı, kendi deyimiyle 'ücretli köle olan' Türkan Albayrak'ı işten attı.
Çadırını yıkıldı, tartaklandı, tehdit edildi. Yılmadı...



***

Daha önce Türk Telekom'dan da 'sendikal faaliyetlerde bulunduğu' gerekçesiyle atılmış, mahkeme kararıyla işe dönmüştü.
Yine dava açtı.
İlk duruşması 6 Ekim'de... 
Mahkeme sonuçlanana kadar evine ekmek götüremeyecek.



***

Her çarşamba oturma eylemi yapıyor Türkan Albayrak ve ona destek verenler...

Sohbet ederken Saadet Partisi Beykoz İlçe Başkan Yardımcısı Mehmet Demirtaş geldi.  

Salı günü de DİSK Başkanlar Kurulu ziyaretine gidecek.
Kalemi kuvvetli bir kadın var karşımda, 'okumayı severim, çok okurum' diyor. Öyle güzel yazıyor ki, günlüklerini 'pasabahcedirenisi.blogspot.com' da yayımlıyor. 'İnternetten anlamam' diyor gülerek. 'Yazıyorum, gençler internete giriyor...' 



***

Asgari ücretli bir işçinin anayasal hakkını kullanmak istediği için işsiz kaldığı bir ülkede yaşıyoruz. AK Parti ne diyor referandum afişlerinde, 
'Birden Fazla Sendikaya Üye Olma Özgürlüğüne EVET',
'Kadına Pozitif Ayrımcılığa EVET'...



***

Türkan Albayrak'ı 'münferit hadise' diye görmezden gelecek olan siyasetçilere Meclis'e bakmalarını öneririm...
Meclis'in temizlik işçileri de taşeron firma elemanı.
Sorun bakalım kaçı sendikalı?..."

TÜRKAN ALBAYRAK DİRENİYOR

 DİRENİŞİN 58. GÜNÜ

Sabah kahvaltıdan sonra bulutları görünce taşındık çardağın altına. Çardağın altı da pek korumalı değil, idare ediyoruz. Ayaklarımıza sular değiyor, sırtımıza hafif hafif yağmurlar düşüyor. Çadıra baktım su geçirmiş.
Sevmiyorum yağmuru, şıpır şıpır çok rahatsız edici. Sokağa çıkmak sorun, işe gitmek sorun, hele bu ülkede her yer çamur olur, otobüslere bile yağmur suyu girer. İş yerine gelirsin orayı su basar. İşten çıkıp eve gideceksin  küçük göller oluşmuş, arabalar pis suları sıçratır. Üstüne otobüse binersin titreyerek, otobüs buz gibi. Nihayet eve gelirsin, evin çatısı akmış. Yağmur, buydu benim için çadırda da pek farklı değil.
Bu gün saat 14.00 de Önder Babat Kültür Merkezi basın açıklaması yaptı. Çoğunluğunun kadınların oluşturduğu elli kişilik bir grupla bana atkı, fular, el örgüsü çorap, eldiven getirmişler. Ayrıca küçük bir fener. Kadınlar biliyor kadının neye ihtiyacı olduğunu.
Akşam Gazetesi yazarı Özlem Akarsu Çelik’i aradım. Bugün ki köşesinde Direniş Çadırına yer vermiş, teşekkürler.
Akşam oluyor, soğudu hava yağmurdan sonra üşüyoruz. Daha geçen hafta yanıyoruz diyorduk. Üstümde önlüğüm, yelek ve hırka olduğu halde üşüyorum. Ben çok üşüyen bir kadınımdır zaten, yaz akşamları bile hırkasız sokağa çıkamam, bodruma bile hırka götürmüştüm.
Boşuna ellerinizi ovuşturmayın kış gelince kaçar diye... İlkel çağda nasıl ayakta kalmış insan, benim onlardan fazla olanağım var. Donsam da, buradayım kazanıncaya kadar.

DİRENİŞİN 57. GÜNÜ

 Hırkalarla oturuyoruz sabahları. Yarın yağmur yağacakmış. Şimdiden onu düşünmeye başladım. Bütün düzenim bozuluyor. Eşyalarımızı topluyoruz, çardağın altına taşınıyoruz. Çadır bir uçta ben bir uçta kalıyorum.
Bu gün, Milliyet’ten Şükran PEKKAN, röportaj yaptı, yarın yayınlanacakmış. Akşam gazetesinden Özlem ÇELİK geldi. Yarın, gazetesinde yazacakmış. Işıl ÖZGENTÜRK’Ü aradım. Benimle ilgili yazdığı yazı için, biraz geç kaldım aramak için ama telefonunu yeni bulmuştum. Didim’deymiş. Tekrar yazacağını ayın 11’nde İstanbul’a döneceğini tekrar görüşüp direniş çadırına gelmeyi düşündüğünü söyledi.
Hiç şaşırmadığım bir olaya tanıklık ettik bugün akşamüstü. AKP’nin “Evet Otobüsü” megafonla bağırıyor halk otobüsündeki birine, “otobüsten in de görüşelim” diye...
Çadırımın içini kışlık olarak düzenlemeye başladık. İnşaattan paletler alıp yattığım yeri yükselttik. Soğuk ve su basmasına önlem olarak.
Çadırda direnişe devam kazanıncaya kadar.

3 Eylül 2010 Cuma

DİRENİŞİN 56. GÜNÜ

Değişen bir şey yok,direnişe devam. Sabah inşaatın ustalarından Salih Bey  ev böreği getirdi. Çok güzeldi,hafif bir börekti. Boğazıma ne kadar düşkünüm günlüğüm neredeyse yemekle dolu. Sabah 10 da CNN Türk’ten Sultan Annır aradı. Saat 17.30 da çekim için geleceklerini söylediler. Öğleden sonra iptal ettiler. Başbakanın Diyarbakır Mitingi nedeniyle,Pazartesi geleceklerini söylediler. Saat 11 de HaberTürk’ten Parantez programı için geleceklerini canlı yayın yapacaklarını söylediler söyledikleri gibi geldiler 4.20 de canlı yayındaydık. Televizyoncuların ilgisini Ece TEMELKURAN’a borçluyum. Teşekkürler Ece.
CHP kadın komüsyonundan bir bayan gelmişti imza masasına hastanede bir işi varmış uğramış. Neden gelmiyorlar, CHP dedim başka yöne çekilirmiş buraya gelmeleri. Neye çekilecek acaba onlar adalet,işsizliğe çözüm,taşerona son vereceklerini söylemiyorlar mı burada nasıl bir durum var acaba,buradaki durum taşeronlaşma sonucu işsiz kalan anayasa hakkı olan sendikalı olma hakkı için kapıya konmuş bir işçinin direniş çadırı değil mi ?
Bu akşam elli altı gün sonra yemek yaptım. Küçük tüpte hazır şehriyeli tavuk çorbası  güzel olmuştu,salatamızda vardı. Direnişte gün böyle geçti…

DİRENİŞİN 55. GÜNÜ

Bugün hava daha sıcak. Yine de üşüyoruz. Haber Türk gazetesini alıyoruz sabah ilk işimiz. Ece TEMELKURAN haberi yapmış. Her birimiz kendimizi arıyoruz resimde. Haber yazısı da çok güzel olmuş. Teşekkürler Ece TEMELKURAN: sizler gibi yazarlar olmasa medyanın ele alınacak yanı yok.
Yine başlamış bizim idare; fazlamız var, yılbaşında işçi atacağız, söylemine. Babasının işleri ya, başbakan başhekime madalya takacak, işçiyi ne kadar fazla ezerse. Ramazan’da, bayrama yakın 600 Lira maaş alan işçiye söylenecek söz mü; yılbaşında ihalede işçi atacağız, demek. İftar sofralarını yoksula kurmuyor musunuz siz, nedir bu yoksula olan düşmanlığınız? Din sömürücüleri. Bir yanda biz yoksulun yanındayız, deyip poşet poşet yardım, iftar sofraları, .ir yanda ekmeğiyle tehdit ettiğiniz taşeron işçileri.
Seçim arabalarınız önümden geçiyor, “daha çok iş, daha çok ekmek, daha çok özgürlük için, evet deyin” diyerek bağırıyor. Beni görmüyor mu seçim arabanız? Sizin iktidarınız döneminde daha çok işsiz daha çok aç, daha çok zulüm olduğunu bilmiyor mu bu halk, sanırsınız?
Akşam oluyor. Direniş çadırında 55. gün bitiyor. Değişen bir şey yok. Direnişe devam. Ramazan da olsa, bayram da olsa; yağmur, kar, fırtına da olsa devam direnişe…

2 Eylül 2010 Perşembe

DİRENİŞTE 54. GÜN

01.092010 – ÇARŞAMBA

DİRENİŞTE 54. GÜN

Kış geldi. Bu ne soğuk! Akşam yatarken yaz’dı. Sabah hırka ve battaniyelere sarılıyoruz. Değişime inanmayanlara iyi bir örnek; yaz’dan kışa bir gecede geçiş.
Çarşamba oturma eylemi günü ve Dünya Barış Günü. Nuray MERT ve Ece TEMELKURAN geldi. İki duyarlı yazar. Yağmurun altında yapılan oturma eylemine katıldılar. Nuray MERT, bu direnişin benim gibi işçilerin sesini duyuran bir eylem olduğunu söyledi. İş kazalarında ölen işçilerin bir iki haftalık gazetelerde çıkan haberlerinin çokluğundan bahsetti. Özellikle inşaat işçilerinin korumasız çalıştığını, bununla ilgili önlem alınmadığından bahsetti.
Ece TEMELKURAN son gelişinden sonraki gelişmeleri sordu. İlgilerinin çok samimi olduğunu gördüm. Diğer yazarlardan da aynı ilgiyi beklerdim. Bu ülkenin gerçek gündemleriyle ilgilenmeyen, duyarlı olduklarını söyleyip suni gündemlerle uğraşan bu ülkenin aydınlarından…
Oturma eylemine, Beykoz Belediyesi Genel-iş üyeleri, 1 Mayıs Mahallesi, Gazi Mahallesi, Gülsuyu’ndan, Halk Cephesi’nden katılanlar oldu. Paşabahçe Kültür ve Dayanışma Derneği üyeleri her zamanki gibi vardı. Bizim hastanenin çalışanları ve polisler izledi.
Akşamüstü Emekli-sen üyeleri geldi. Onların neşesi hiç kimsede yok. Emekli-sen üyesi kadınlar ev böreği ve simit getirmişler.
Akşam soframızı kurarken Avusturya’dan iki misafir geldi. İnternet sayfası hazırlayacaklarmış, çadır direnişiyle ilgili röportaj yaptılar. Biri Türkiyeli diğeri Avusturyalıydı.
Bu günün en güzel olayı, Sincan Hapishanesindeki kadınların yazdığı mektup ve çizip gönderdikleri resim... Hayriye, Zeynep, Umut, Çiğdem, Günay, Didem, diyorlar ki; “Direnenlerin kazanma umudu vardır. Direnmeyenlerin hiçbir şeyi yoktur. Ve tarihi yazan direnenlerdir.” Bu gün beni en fazla mutlu eden bu mektuptu.
54. gün çadırda böyle geçti. Sonbahar kendini gösterdi bu gün.
Eylül’ü severim. Yetişmek ister insan doğanın değişimine, kendini kışa ve zorluklara hazırlar. Okullar açılır. Kışlıklar hazırlanır. Köyden ve tatilden dönüş başlar.

Paşabahçe Devlet Hastanesi Temizlik İşçisi
Türkan Albayrak
0530 777 68 79
pasabahcedirenisi.blogspot.com

DİRENİŞİN 53. GÜNÜ

31.08.2010 – SALI
DİRENİŞİN 53. GÜNÜ

Ağustos’un son günü. Yarın havalar soğuyacak. Bu günkü sıcağa bakınca imkânsız gibi görünüyor, havanın soğuması. Sonbahar olsun. Ben göze aldım, dört mevsim geçirmeye. Direniş çadırında bir esprimiz vardı, çadırı kurarken, “bu çadır kışın da kalır, kardan adam yapar eline ‘işçiyiz haklıyız kazanacağız’ pankartı tutuştururuz” demiştik.
Bu gün, tek tek ziyaretçilerim var. Duyup ziyarete gelen. Merakla soruyorlar; “ne yapıyorsun, nasıl yaşıyorsun”. Anlatıyorum; neden burada olduğumu, burada olmak zorunda olduğumu. “Başka türlü önüne geçemezdim güvencesiz çalışmanın, işten atılıp başka iş aradım – buldum, yine işten atıldım, mahkemeye verdim, geri döndüm, yine atıldım. Yine mahkemeye verdim ama burası benim iş yerim. İçeri girinceye dek buradan ayrılmıyorum.” diyorum.
Eski bir sendikacı misafirim vardı. Hanife Debreli. 1959 ‘da kurmuşlar Teksif’i. Kurucularından. 17 yaşındaymış o zamanlar. Almanya’ya sendikal eğitim almaya gitmişler. Bundan sonraki ilk Teksif kongresinde yönetime alınmamışlar. Daha sonra Tekstil-iş’i kurmuşlar ve DİSK’e katılmışlar. “Sendikaların arkası boş. Sendikalar işçi için bir şey yapamazlar.” diyor Hanife Debreli.
Akşam oluyor. Yemekte melemen var. On beş yumurta kullanacağız. Yetmez ama pideyle takviye ederiz.
Bu gün de bitti. Yarın 1 Eylül Dünya Barış Günü…

Paşabahçe Devlet Hastanesi Temizlik İşçisi
Türkan Albayrak

0530 777 68 79
pasabahcedirenisi.blogspot.com