BİRGÜN YAZARI ÜMİT ALAN BİR İSTİSNA YAPTI VE KONSEPTİNİN DIŞINA ÇIKTI
11.08.2010 19:06:00
BirGün gazetesindeki "Köşe Vuruşu" köşesinden konsept gereği medya ve köşe yazarları üzerine yazan Ümit Alan bugün bir istisna yaptı ve köşe vuruşu noktasından çıkarak başka bir sahaya girdi...
Ümit Alan/BİRGÜN
Bugünlerde en hayysiyetli köşe hangisi?
Bir yılı aşkındır bu köşeden sesleniyorum. Burada konsept gereği, medyamızın ve köşe yazarlarının hallerine değindim. Kimi köşede vicdansızlık vardı, kimisinde terbiyesizlik vardı, kimisinde düşmanlık, kiminde haysiyetsizlik ve daha bir sürü şey. Elimden geldiğince teşhir etmeye, dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Ara ara köşelerden çıkıp medyanın genel hallerine de değindim “Bu köşelerde hiç mi olumlu bir şey yok?” diyenlere, arada tavsiye ettiklerim de oldu. Bugün de bir köşeden söz edeceğim. Ama her zamankilerden biraz farklı. O köşede sadece ‘haysiyet’ var. Orada ana akım medyamızın göremediği şeyler var. Bence şu sıra Türkiye’nin en haysiyetli köşesi orası. Bu hafta Köşe Vuruşu’nu oradan kullanmak istiyorum.
TEK BAŞINA BİR KÖŞEDE
Türkan Albayrak Paşabahçe Devlet Hastanesi’nde 5 yıldır temizlik işçisi olarak çalışıyordu. Günün birinde kendilerini çalıştıran taşeron firma, “ihbar, kıdem tazminatlarımızı aldık, yıllık izinlerimizi kullandık” yazılı olan bir taahhütname imzalatmak istedi. Türkan Albayrak ve arkadaşları kendilerini çalıştıran taşeron firmanın sözleşmesini imzalamak istemediler. Bunun üzerine aynı anlama gelen, ama üstü biraz daha kapalı başka bir sözleşme sunuldu. Bazı işçiler çaresiz imzaladı. Albayrak ve 10 arkadaşı imzalamadı ve işten atıldılar. Bunun üzerine Türkan Albayrak çalıştığı hastane önünde tek başına direnişe geçti. O köşecikte bir çadır kurdu ve haklarını kazanana kadar oradan ayrılmayacağını ilan etti. Tek başınaydı ama bunu tüm işçi arkadaşları için yaptığını söylüyordu. İster yandaş, ister candaş olsun diğer köşelere kurulmuşların bu pek umrunda değildi tabii bu.
ZABITA SALDIRISI
Türkan Albayrak sendikal hakları için başlattığı direnişte elbette birilerini rahatsız edecekti. Zaten bir süredir polis ve zabıta tarafından hastane önündeki eylemini bitirilmesi yönünde uyarılıyordu. Pazartesi sabahın erken saatlerinde 40 kişilik bir zabıta ekibi Türkan Albayrak’ın eylem çadırına baskın yaptı. Çadırına, pankartlarına, günlüğüne ve hatta şişedeki suyuna bile el koydular Albayrak’ın. Yılmadı, çadırını yeniden kurmak için hâlâ o köşede beklediğini ve beklemeye devam edeceğini kaydetti. Son gelen haberlere göre ise; devlet hastanesinin önüne Çevik Kuvvet ekiplerini çoktan göndermişti. Türkan Albayrak’ı o köşeden uzaklaştırmak için 40 kişilik bir zabıta ordusu yetmemişti çünkü. Tek kişilik direnişi, polisiyle zabıtasıyla topyekun kırmaya çalışıyordu devlet.
SENDİKASI TERÖRİST İLAN ETTİ
Doğal olarak böyle bir işçiye sendikanın sahip çıkmasını beklersiniz değil mi? Türkiye’deyseniz, Türk-İş gibi bir sendikanız varsa çok beklersiniz. Çünkü Albayrak’ın gazetemizden Zeynep Kuray’a aktardığına göre; Sağlık-İş Kadıköy Şubesi Başkanı Ali Tepeci, bırakın sahip çıkmayı, söz konusu sözleşmeyi imzalamaları için işçileri ikna etmeye çalışmış. Üstüne üstlük sadece haklarının peşinde olan Türkan Albayrak’ı da arkadaşlarının önünde terörist ilan etmiş. Öyle sendikaya “Sana sarı laleler aldım çiçek pazarından” şarkısını hediye etmekten başka çaremiz yok tabii. Bununla birlikte Türkan Albayrak’ı o köşede yalnız bırakan sadece sendikası ve iş arkadaşları değil demiştik ama her paragrafın sonunda tekrarlamak isterim. Ana-akım medyamızın da yandaşıyla olsun, candaşıyla olsun o köşede yalnız bıraktı Türkan Albayrak’ı. Onlar yalnız bırakınca zabıtasıyla, polisiyle tek başına direnen bir kadına saldırmakta beis görmediler tabii. Tüm bunlar olurken, Türkiye kendisini “12 Eylül zulmünden kurtaracak” bir anayasa değişikliğini konuşuyordu. Bir ücra ‘köşede’ direnen tek kişinin bile nasıl korkuttuğu açıkken, insanların 12 Eylül darbesiyle sindirilmiş örgütlenme hakları konusunda yeni hiçbir şey konuşulmuyordu bu değişiklik kapsamında. Sendika, örgütlenme, grev hakkı filan ‘teferruattı’ sonuçta. 12 Eylül, bunları kırmak için yapılmamıştı değil mi? Paşaların iktidar hevesinden kaynaklanan bir maceraydı o kadar. Dönemin TÜSİAD Başkanı Halit Narin, darbeden sonra “Bugüne kadar işçiler güldü. Şimdi gülme sırası bizde” filan dememişti hiç.
MEDYAMIZDAN UTANDIM!
Türkan Albayrak’ın bir ayı aşkın zamandır sürdürdüğü direnişin medyaya yansıması oldukça zayıf. Gazetelerden BirGün, Cumhuriyet ve Evrensel gazeteleri haber yapmışlar. Hem de bir kaç kere, ama yetmemiş işte. Bir de pazartesi günü Hürriyet gazetesinde Nuray Mert biraz değindi o kadar. Nuray Mert’ten sonra yazanlar çoğalacaktır. “Senin konseptin köşe yazarları, sen niye yazdın?” diye soracak olursanız, Türkan Albayrak benimle birlikte tüm köşe yazarlarına tam bir aydır durmadan mail atıyor, artık utandığım için derim. Birileri yazmadığından, daha çok konuşulmadığından. O yüzden bu haftalık alıştığınız gibi köşe yazarları yok Köşe Vuruşu’nda. Çünkü bir kadın, o köşede yalnız başına direniyor. O köşe, Türkiye’nin en haysiyetli köşesi. Gitmeseniz de, gelmeseniz de, yazmasanız da öyle.
birgün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
birgün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Direniş 37.günü.
Gün uzadıkça kamuoyu hareketleniyor. Cumhuriyet’te Işıl Özgentürk yazmış.Işıl Özgentürk’e teşekkür ediyorum.
Bu gün direniş çadırını sabah 10 dan bu saate kadar Cumhuriyet okurları arıyor,direnişimi tebrik edip başarılar diliyorlar. Yapabilecekleri neler olabilir soruyorlar. Yanıma direniş çadırına gelip bana destek vermenizi isterim bana ve sömürülen işten atılan işçiler için yapabileceğiniz en güzel şey budur.Direniş çadırında olup direnenlere destek verdiğini görsün yönetenler.
Pazar banyomun dönüşünde beni bekleyen bir misafirim vardı. Nurçehre Elver fotoğrafçı bana kendi elleriyle börek ve kek yapıp getirmiş daha önceleri iki kez gelen Faik hocayla birlikte gelmeye karar vermişler önce o geldi çadıra daha sonra Faik hoca ve eşi iki dostuyla beraber. Çok sıcak bir sohbet yapıyoruz artık Faik hocayla. Eşimi oğlumu iyi tanıyor resimlerimi çekti yeniden çayla beraber,Nurçehre’nin böreklerini ve kekini yedik. Paşabahçe Kültür ve Dayanışma Derneği üyeleri de buradaydı ülke ve dünya sorunlarını konuştuk. Ülke ve dünya sorunları hep beş yıldızlı otellerde konuşulacak değil ya,birazda direniş çadırlarında konuşulsun.
Gece çadırın bir kadın ve bir kız çocugu ziyaretçisi vardı. Yanlarında da bir köpekleri. Kadın televizyonda görmüş direniş çadırını,ziyarete gelmiş. Gece yarısı yanında on bir yaşındaki kızı ve köpeğiyle. Kadın sarhoş zavallı çocuğu da yanında. Kadın abuk sabuk konuşuyor. O kız çocuğu annesinden utanıyor,bir köşeye büzüşüyor. Annesine bir şey söyleyemiyor. Anneme kötü bir şey söylemeyin diye gözleriyle yalvarıyor. Bu ülkede ki neyi yazasın ? Hangi yana baksan acı, o kız çocuğundan nasıl bir birey olur ? O kız çocuğunun bu dünyaya büyüyünce ne faydası olur ? Hayatı sarhoş bir anneyle geçiyor ! Ezile büzüle bakıyor etrafa. Annesine annelik yapıyor. Yazık çocuklarımıza lanet olsun bu düzene. Çocuklarımız mendil,çiçek satar sokaklarda; çocuklarımız dayak yer hapis yatar bu ülkede;çocuklarımız aç yatar;karda kışta çıplak gezer çocuklarımız;televizyonlarda yarışma programlarına malzeme olur çocuklarımız;çocukluklarını bilmeden büyür;uyuşturucu satıcısı,hırsız,fahişe olurlar sonra ama bizim çocuklarımız. Sizin çocuklarınız bakan,tüccar,armatör vs. olur. Cumhurbaşkanı bile olurlar. Bir de benim idarecilerim gibi başhekim,başhemsire,müdür olurlar ama İNSAN olamazlar.
Bugün de akşam oluyor. Direniş çadırımda iftar hazırlıkları yapılıyor. Etrafımda arabalar hızla yol alıyor. Hastane çalışanları sofralarına bir şeyler yetiştirmek için koşuşturuyorlar.
Baba evimdeki iftarlar geliyor gözümün önüne. İftar saati yaklaşınca babam çıkar balkona,evimiz yol kenarındaydı. Yoldan geçenleri iftara çağırırdı. Özellikle de sofrada et varsa,evine et alamayanları çağırırdı. Kendisi yemez onlara yedirirdi. Ramazanlarda muhakkak bir aileyi doyururdu. Zengin sanmayın babamı babam bir devlet memuruydu. Bizim ve kendi ihtiyaçlarından kesip herkese yardımcı olurdu…
Gün uzadıkça kamuoyu hareketleniyor. Cumhuriyet’te Işıl Özgentürk yazmış.Işıl Özgentürk’e teşekkür ediyorum.
Bu gün direniş çadırını sabah 10 dan bu saate kadar Cumhuriyet okurları arıyor,direnişimi tebrik edip başarılar diliyorlar. Yapabilecekleri neler olabilir soruyorlar. Yanıma direniş çadırına gelip bana destek vermenizi isterim bana ve sömürülen işten atılan işçiler için yapabileceğiniz en güzel şey budur.Direniş çadırında olup direnenlere destek verdiğini görsün yönetenler.
Pazar banyomun dönüşünde beni bekleyen bir misafirim vardı. Nurçehre Elver fotoğrafçı bana kendi elleriyle börek ve kek yapıp getirmiş daha önceleri iki kez gelen Faik hocayla birlikte gelmeye karar vermişler önce o geldi çadıra daha sonra Faik hoca ve eşi iki dostuyla beraber. Çok sıcak bir sohbet yapıyoruz artık Faik hocayla. Eşimi oğlumu iyi tanıyor resimlerimi çekti yeniden çayla beraber,Nurçehre’nin böreklerini ve kekini yedik. Paşabahçe Kültür ve Dayanışma Derneği üyeleri de buradaydı ülke ve dünya sorunlarını konuştuk. Ülke ve dünya sorunları hep beş yıldızlı otellerde konuşulacak değil ya,birazda direniş çadırlarında konuşulsun.
Gece çadırın bir kadın ve bir kız çocugu ziyaretçisi vardı. Yanlarında da bir köpekleri. Kadın televizyonda görmüş direniş çadırını,ziyarete gelmiş. Gece yarısı yanında on bir yaşındaki kızı ve köpeğiyle. Kadın sarhoş zavallı çocuğu da yanında. Kadın abuk sabuk konuşuyor. O kız çocuğu annesinden utanıyor,bir köşeye büzüşüyor. Annesine bir şey söyleyemiyor. Anneme kötü bir şey söylemeyin diye gözleriyle yalvarıyor. Bu ülkede ki neyi yazasın ? Hangi yana baksan acı, o kız çocuğundan nasıl bir birey olur ? O kız çocuğunun bu dünyaya büyüyünce ne faydası olur ? Hayatı sarhoş bir anneyle geçiyor ! Ezile büzüle bakıyor etrafa. Annesine annelik yapıyor. Yazık çocuklarımıza lanet olsun bu düzene. Çocuklarımız mendil,çiçek satar sokaklarda; çocuklarımız dayak yer hapis yatar bu ülkede;çocuklarımız aç yatar;karda kışta çıplak gezer çocuklarımız;televizyonlarda yarışma programlarına malzeme olur çocuklarımız;çocukluklarını bilmeden büyür;uyuşturucu satıcısı,hırsız,fahişe olurlar sonra ama bizim çocuklarımız. Sizin çocuklarınız bakan,tüccar,armatör vs. olur. Cumhurbaşkanı bile olurlar. Bir de benim idarecilerim gibi başhekim,başhemsire,müdür olurlar ama İNSAN olamazlar.
Bugün de akşam oluyor. Direniş çadırımda iftar hazırlıkları yapılıyor. Etrafımda arabalar hızla yol alıyor. Hastane çalışanları sofralarına bir şeyler yetiştirmek için koşuşturuyorlar.
Baba evimdeki iftarlar geliyor gözümün önüne. İftar saati yaklaşınca babam çıkar balkona,evimiz yol kenarındaydı. Yoldan geçenleri iftara çağırırdı. Özellikle de sofrada et varsa,evine et alamayanları çağırırdı. Kendisi yemez onlara yedirirdi. Ramazanlarda muhakkak bir aileyi doyururdu. Zengin sanmayın babamı babam bir devlet memuruydu. Bizim ve kendi ihtiyaçlarından kesip herkese yardımcı olurdu…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
