18 Eylül 2010 Cumartesi

MİNE ALPAY GÜN, TÜRKAN'I YAZDI...


Türkân, yetmiş gündür çadırda



Yaz boyu O'nu izledim.
Kararlılığını, direnişini, sabrını.
Hastane bahçesindeki çadırını birkaç gün sonra kaldırır, gücü tükenir sandım.
Yanıldım.
Önceki gün bahçedeki eylem masasına oturdum. Çayını içtim.
Kendisini dinledim.
Türkân Albayrak'tan bahsediyorum.
İşine geri dönebilmek için gece gündüz hastane bahçesinde direnen, bütün kadınlara direnç aşılayan bu yiğit kadından.
Türkân, temizlik işçisi.
Sendikaya üye olduğu için işten atıldı.
Paşabahçe Devlet Hastanesi önünde 8 Temmuz'dan beri tek başına direniyor.
Evine gitmiyor.
Çadırında yatağı.
Tek konforu, bahçedeki bir masada çaydanlığı.
İnsanlar ilgileniyorlar, gidip yanına konuşuyorlar, destek imzaları veriyorlar.
Havalar iyice soğudu, eyleme devam mı diyorum.
Sırtında, "işimi geri istiyorum" gömleği, hüzünlü ama umut dolu gözleri ile "devam" diyor.
Emekçi ellerine bakarak o baskı kaldırmaz yüreğini açıyor.
92 den beri çeşitli işlerde çalışır. Konfeksiyon işçiliği, taşeron temizlik şirketlerinde temizlik işçiliği.
Başına gelmeyen kalmaz. Sigorta istediği için işten atılır.
Başka bir yerde sendikal çalışma yapması başını ağrıtır.
Türk Telekom'da temizlik işçisi olarak çalışırken de köle düzene başkaldırır:
"Arkadaşlarınla konuşmak yasak, çay içmek yasak, yemek saati dışında bulunduğumuz kattan ayrılmak yasak. Temizlik şefi sürekli işçilere hakaret ediyor, aşağılıyor. Asgari ücretle çalışan işçilere sigarasını aldırıyor, onlardan avanta alıyor. Sesini çıkartanı işten atıyor. Kadınlara cinsel tacizde bulunuyor. Evlerine kadar rahatsız ediyor. Olmadık işlere sürüyor, küçük düşürüyor."
Bu koşullara dayanamayan Türkân, müdür yardımcısına şikâyet ediyor. Kadın işçilere sahip çıkan Türk Telekom Gayrettepe Müdür Yardımcısı da işten atılıyor.
2006 da Paşabahçe Devlet Hastanesi'nde temizlik işçisi olarak işe başlar. Burada da yapılan haksızlıklara karşı çıkar.
Hastanede sendikal mücadele başlattığı için, başhekim yardımcısı tarafından "çöpçüler"diye aşağılanır.
Müdür yardımcılarının işten atma tehditleri ile karşılaşır.
Başhemşire ise kadın olduğu halde, bütün kadın işçileri fuhuş yapmakla suçlayan bir konuşma yaparak onları rencide eder.
Sağlık -İş sendika başkanı, Türkân'ı terörist ilan eder.
İşten atılır.
Tek kişilik direnişini hastane bahçesinde sürdürür.
Polis ve zabıtalar üç kez çadırını kaldırma girişiminde bulunur.
Türkân'ı yerlerde sürüklerler.
Çadırına, döviz ve pankartlarına, suyuna el koyarlar.
"Çadırımı alsanız da kilim üzerinde otururum" der.
Türkân'ı dinledim ama acaba çalışma arkadaşları O'nun için ne demekte idiler.
Temizlik işçisi kadınlar, Türkân için; "İşinde gücünde bir kadın. Hakkını aradığı için, fahişelik ve teröristlik yaftası ile suçlandı. Onu çok sevdiğimiz halde, yanına gitmeye korkuyoruz. Kamera ile izleniyorsunuz, siz de işinizi kaybedersiniz diye tehdit etmekteler. Kadın olarak O'nu destekliyoruz. O mücadelesini kazanırsa bizleri de işten atmaları kolay olmayacak."
Ben Türkân'ın yerinde olsam bu yapılanlara karşı, sonuna kadar direnirim.
İnsanca yaşama hakkı; herkesin oluncaya kadar mücadele sürmelidir.

17 Eylül 2010
Milli Gazete
Mine Alpay Gün

DİRENİŞİN 70.GÜNÜ…

DİRENİŞİN 70.GÜNÜ…

Durumda bir değişiklik yok. Ben direniş çadırında direnmeye devam ediyorum.

Dünkü yorgunluktan sonra burası bugün sakin, küçük bir pankart krizi yaşadık güvenliklerle, rahatsız olunmuş kamelyaya astığımız “İşçiyiz Haklıyız Kazanacağız” pankartımızdan, giderek yayılıyormuş. Çadırımızı kabul ettirdik, ona razılar, daha fazla yayılmamalıymışız. Biz Türkiyeliyiz, önce gecekondumuzu yapar, sonra arkasına sebze bahçesi, önüne ön bahçe, daha sonra da mahalle oluşturur devam ederiz. Yapacak bir şey yok. Korktular mı, hastanenin içine de gireriz diye, bilmiyorum.

Beykozlular imza atmaya ve çadırla ilgili bilgi almaya devam ediyorlar. Bayram sonrası ilgi yoğun, iş arkadaşlarım dünkü olaylarla ilgili bilgi almak için sık sık uğruyor. Milli Gazete yazarı Mine Alpay bugün köşesinde yazmış direniş çadırını ve şöyle bitirmiş “Ben Türkan’ın yerinde olsam, bu yapılanlar karşısında sonuna kadar direnirdim” haksızlığa karşı, düşüncesi ne olursa olsun, insanlar aynı tavrı koyuyor. Yönetenler ve onların yandaşları dışındakiler.

Başhekim, “bu olay beni aştı, daha üst makamlara ulaştı” demiş. Acaba ben de okyanus ötesine dilekçe mi yazsam, yoksa Adıyaman’a mı gitsem?

Bu gün de bitti. Direnişte 70. gün de bitiyor. Burası kalabalık, hasta yakınları, yoğun bakımdaki hastalarını bekliyor. Ama direniş çadırı ilgilerini çekiyor ve gelip ne olduğunu soruyor, imza atıyorlar.

DİRENİŞİN 69. GÜNÜ...






Gece uyuyamadım. Tersane Direnişçisi Zeynel ile oturdum. Gece 2’ye kadar sohbet ettik.

Dün duyduğum bir haber gün boyu aklımı kurcalayıp heyecanlandırdı. Doktor Bora İnce; başhekim yardımcısının yemekhane ya da Tepeüstü’nde çalışır mı işe alırsak, dediğini söylemesiydi, aklımı kurcalayan.


Saat 12.00’de DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Hüseyin Demirdizen geldi ve birlikle basın açıklaması yaptılar. Süleyman Çelebi, taşeronlaşmaya, güvencesizliğe hayır, dedi. Taşeronlaşmaya karşı mücadele ettiklerini ve benim haklı mücadelemin yanında olduklarını söyledi. Hüseyin Demirdizen ise, sağlıkta güvencesizliğin sağlık hizmetini düşürdüğünü, yarın ne olacağını bilmeyen işçinin yeterli hizmeti veremeyeceğini söyledi. Ve sağlıkta çalışanların işten atılmasının ilk olmadığını, söyledi.

Basın açıklamasından sonra Süleyman Çelebi, Hüseyin Demirdizen ve avukatım başhekimle görüşmeye gitti. Başhekim beni işe geri almayacağını, sendikadan dolayı değil çalışmadığım için işten atıldığımı ve benim başhekimle görüşme talebinde bulunmadığımı söylemiş. Eğer bulunsaydım işten atılmazmışım. Ben bir şey anlamadım söylenenden. Defalarca görüşmek istedim. Görüşemedim, dilekçe getirdim. Başhekim yardımcısı, olmadık hakaretler etti. İşte olduğum süreçte tehdit edildim, yaşamımı cehenneme çevirdiler. Bu sonuca benim işte çalışmadığım için gelinmiş, buna çocuklar bile güler.

Süleyman Çelebi de, atılan her işçiden sonra işverenin aynı gerekçeleri söylediğini, bunun yalan olduğunu söyledi. Başhekim, bir kere kaldırdık çadırı yine kaldırırız, polis ve zabıtayla, deyince; o zaman "DİSK olarak biz sizin karşınızda oluruz" demiş ve bundan sonra bu olayı büyük bir şekilde sahipleneceklerini, uluslararası boyuta taşıyacaklarını söylemiş. Burada da bizlere söyledi. Direnişe DİSK olarak sürekli desteklerini göstereceklerini söylediler.

Bu arada onlar başhekimlikteyken KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek, Örgütlenme Sektereteri Akman Şimşek, Eğitim-Sen Genel Sekreteri Mehmet Bozgeyik ve KESK İstanbul Şubeler Platformu saat 13.30'da bir basın açıklaması yaptı. İşten atılmalar yasaklansın, taşerona, güvencesizliğe hayır, Türkan Albayrak yalnız değildir, dövizleri ve sloganlarıyla… Taşeronluk sistemi çalışanlar için kölelik sistemi olduğu, gün geçtikçe güvencesiz çalışanların arttığını içeren bir basın açıklaması yaptılar ve direniş çadırına desteklerinin süreceğini söylediler.

Avukatımı görüşmeye kabul etmeyen başhekim, benimle görüşürmüş. Randevu talep edeceğim, kabul edilir mi bakacağız.



Direnişin 69. günü de bitti, kalabalık, çok güzeldi. Paşabahçe Devlet Hastanesi bahçesi her gün direniş çadırı sayesinde bayram yeri ve işçilerin bayram yeri olmaya hızla ilerliyor.


--
Paşabahçe Devlet Hastanesi Temizlik İşçisi
Türkan Albayrak



0530 777 68 79
pasabahcedirenisi.blogspot.com

17 Eylül 2010 Cuma

PAŞABAHÇE DİRENİŞİNE SELANİK'TEN DESTEK...

Paşabahçe Direnişi'ne destek için Selanik'te bir pano oluşturulmuş. Panoyu oluşturan ve desteklerini sunan dostlara, resmi çeken Olcay Tuna'ya ve resmi bize ulaştıran Mustafa Dermanlı'ya teşekkür ediyoruz...

DİRENİŞİN 68. GÜNÜ…

Sabahı yine çadırda yaptık. Gülmek geliyor içimden bu duruma, annemin nazlı kızı olarak nasıl da çadırda yaşadığıma. Kadın, bu halimi görse saçını başını yolar, ona çektirdiğim eziyetler için.

Bugün oturma eylemi günü, eylemciler geliyor tek tek. Tüm Bel-Sen 3 No’lu Şube Başkanı Hasan Güzel de geldi. Daha önce ziyarete gelmişti, ilk defa oturma eylemine geldi. Tüm Bel-Sen 3 No’lu şube yöneticisi Hanefi Sağlam da geldi, sık sık ziyaretime geliyor o da.

Yönetmen Sırrı Süreyya Önder de oturma eylemine geldi. Cuma akşamı yayınlanacak programında Direniş Çadırı’nı konu yapacağını söyledi. Bütün eylemcilerin ilgi odağı oldu. Bizleri Direniş Çadırı’na gelerek sevindirdi. O güzel şivesini yakından duyma olanağını buldum, ben de sadece şivesi için programını izlediğimi söylesem kırılmaz umarım.

Oturma eyleminden sonra ayrılan gençlere kimlik sorgulaması yapmaya kalkmış polis, karşı koyuş ve sahiplenmeyi görünce de uzaklaşmış. Bunun üzerine oturma eylemcileri tekrar sloganla hastanenin önüne caddeden yürüdüler. Bu çocuklarla uğraşılmaz. Bir sessiz, bir sesli eylem yapmış oldular.

Bu akşam nöbete Tuzla Direnişçisi Zeynel Kızılaslan ve arkadaşları geldi. Gerçekten anlatıldığı gibi kapkara olmuş. Bizim çadırın yerine cennet dediler. Onların olduğu yer açık bir alanmış. Yazın güneş yakmış şimdi de rüzgar onları zorluyormuş. Onların yaşadıklarıyla benim yaşadıklarım aynı aslında, patron farklı…

Direnişin 68.günü de bitiyor, bu gece Zeynel nöbette Direniş Çadırı’nda. Direnişçi’den Direnişçi’ye destek…

DİRENİŞİN 66. GÜNÜ…

Bayramın ertesi. Sabah uyanma saatim uzuyor. Yediden önce kalkamıyorum. Uyanınca artık her tarafım tutulmuş oluyor. Sonbahar’ın nemi yapıyor galiba. Kemiklerim de yaşlanıyor. Halam geldi aklıma. Bize şöyle derdi; “siz beni yaşlı kabul edip sohbet etmiyorsunuz ama ben kendimi hiç 50 yaşında görmedim, hep 18 yaşındayım gibi hissediyorum.” Halamın dediği doğruymuş, insanın vücudu yaşlanıyor ama kendi yaşlanmıyor…

Bugün imza masamıza ilgi her günden daha fazla. Hem bayram sonrası olması, hem de buranın pazarı olması nedeniyle hastane bahçesi kalabalık. Bol bol ziyaretçimiz var. Hava yağmursuz ve güneşli, dünün acısını biz de çıkarıyoruz.

Akşamüstü konuklarımız geliyor. Tunceli Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi Kızılca Yürür geldi. Ülkemizin sularının yok olmaması için oluşturulmuş Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu’nda yer alıyormuş. 

HSGGP üyesi Mesiha Fidan ve Tüm Bel-Sen Kadıköy Şubesi üyesi iki arkadaşı ziyarete geldi. Üçüncü kez geliyor Mesiha, nöbete de geleceğini söyledi…

İstanbul’da ilk arkadaşım olan Gülümser aradı. Televizyonda görmüş. Telefonla konuşuyorduk ama direnişte olduğumu söylemiyordum, ağlar sızlar diye. Televizyonda görünce ağlaması geçmiş, arıyor ihtiyaçlarımı soruyor. Gülümser, adı gibidir, içi kan ağlasa da kapıyı açınca gülümser.

66. gün de bitti. Direniş çadırı, bol bol düşünmek ve üretmek için iyi bir yer oldu benim için. Dostlarımı gözden geçirmeme, insanları tanıdığımı iddia etmeme rağmen tanımış olmadığıma, hala öğrenecek çok şey olduğuna karar veriyorum her geçen gün…

Yarın  oturma eylemi var. Bugünden herkesi davet ediyorum...




Paşabahçe Devlet Hastanesi Temizlik İşçisi
Türkan Albayrak


0530 777 68 79
pasabahcedirenisi.blogspot.com

13 Eylül 2010 Pazartesi

DİRENİŞİN 65. GÜNÜ

DİRENİŞİN 65.GÜNÜ (12 Eylül ile anılan bir gün)

Herkes gibi ben de anımı anlatayım o güne ait, sabaha karşı uyandırıldık, jandarma gelmişti. Babama, belediyeyi açtırıp anons yaptırmak için. Babam, o zamanlar belde olan, şimdi ilçe olan Gölyaka Belediyesi’nde başkâtipti, seçilmişlerin dışında belediyede en büyük amir. Babamın telaşla giyindiğini ve bizlere “çok kötü olacak, bu ülke 30 yıl daha geri gidecek” deyişini ve gözlerindeki yaşları hatırlıyorum.
Babam, 12 Eylül’ün iki yıl belediye başkanlığını da yaptı; o dönem sağcı olduğu halde her gün lanet okuyarak.
Sokağa çıkma yasağı var o gün, nenemin evi bizden uzakta, çıkmış gelmiş bizim bahçeye, nerdesiniz, diyor. Biz de, “sokağa çıkma yasağı var nene, gelemedik” diyoruz. “Ne sokağa çıkma yasağı” diyor. “Ben, evimden evime, tarlama gidemiyecem mi, bunlar ben bildim bileli böyledirler, hep böyle yaparlar” deyip küfürler savurmuştu. Benim hatırladığım 12 Eylül bu.

Nereden bilirdim, o günlerde yaşanan bir darbenin bugün benim işsiz olmama yol açacağını, ben o zamanlar okulunu bitirecek, üniversiteye gidebilirse gider yoksa hayırlı bir kısmet bulup evlenecek bir kız. Sonra yaşam beni taşeronda temizlik işçisi olmaya getirdi. Ta o zamanlar özelleştirmenin temeli atılmak için yapılmış darbe, benim için babamın gözyaşı ve nenemin küfürüydü. Şimdi işsiz olmamın, yoksul olmamın sebebi.

Yağmur var bugün, yine taşındık kamelyanın altına. Yağmur serpiyor her yanından, oturmaya çalışıyoruz. Gazeteleri koruyarak okuyoruz. Kedilerimiz ve köpeklerimiz de yanımızda, bizden daha korunaklı bir yer bulmuşlar. Sonbaharı yaşamaya başladık direniş çadırında.

Oğlum geldi bugün, kadife pantolonumu istemiştim onu getirmiş. Yine başımın etini yedi, “okul açılacak, kıyafetlerimi kim ütüleyecek, ben sensiz nasıl ders çalışıcam.” “Git başhekime sor, bana ne soruyorsun.” “Evde şeker yok anne, pantolonlarım kısaldı, gömleklerim küçüldü, arkadaşlarım annelerine bana çorba yaptırıyor” çok dertli oğlum çok…
Oğluma dün akşam Yasemin Göksu’yla gelen Gülsüm Cengiz’in onun için getirip imzaladığı kitabını verdim. Mutlu oldu, direniş çadırından ona hediye bir kitap: İpini Kopartan Uçurtma. Gülsüm Cengiz, iki kitabını da bana getirmiş: Akdeniz’in Rengi Mavi şiir kitabı ve Boğazdaki Mutlu Çocuk Kuzguncuk, dün aceleyle yetiştirirken günlüğümü bunlara yer verememiştim.
Yasemin Göksu’nun eşi Mehmet Demir de gelmişti. Eşinin turneye çıkacağını ama kendisinin bizzat ilgilenip direniş çadırıyla arkadaşlarıyla tekrar ziyarete geleceğini, söyledi. Yasemin Göksu’yla gelen bir diğer arkadaşı, koluna çay döküp yaktığımız ama hemen bizzat benim tedavi ettiğim, Gülsüm Ekinci (reklamcı) ve Yeşiller Partisi’nden Fatoş Hanım da gelmişti Yasemin Göksu’yla.

Direnişin 65. günü de bitiyor. Günü, Kamu Emekçileri Cephesi üyelerinin ziyaretiyle bitiriyoruz. Yağmur-çamur demeden gelmiştiler. Bir de mektup; Samsun Bafra T Tipi Hapishanesi’nden Raşit Dörtyol’dan, karanfilini almış gelmiş bana…


Paşabahçe Devlet Hastanesi Temizlik İşçisi
Türkan Albayrak



0530 777 68 79
pasabahcedirenisi.blogspot.com